Herkesin bizle ilgili bir fikri, kuracak cümlesi var
elhamdülillah. Kimiz neler yaparız nasıl hisseder kimi okur nerelerde takılır
kimleri örnek alır nasıl bir düzenin neresinde var oluruz herkes biliyor. Peki ya
kimiz biz?
Biz 80lerin sonunda 90 lı yılların başında dünyaya gelmiş
henüz yirmili yaşlarda olan gençleriz. Ablaları
ağabeyleri imam-hatipli kendileri ise
onların yaşadıkları sorunlar sebebiyle daha ziyade Anadolu lisesi ve ‘süper
lise’lere gönderilmiş gençleriz. 28
şubat sürecinde henüz çocuk olmamız, ‘ikna Odaları’na maruz kalmayışımız öne
sürülerek siz ne gördünüz ki denilen gençleriz. Biz gördük sayın ablalar ağabeyler
biz ablalarımızın örtülerinin başlarından sıyrıldığı okul önlerini de ‘çıkarın
bu kadını buradan’ hadsizliğinin yükseldiği millet meclislerini de gördük.
Biz kibar bir şekilde üniversite kapılarına lütfedilip
yapılan o güzel ‘örtünü çıkar’ kabinlerini de gördük. Biz okulun bahçesindeki camiyi
araya duvar ördürerek okulun dışına çıkaran rektörleri de , bey kardeşlerimiz Cuma’ya
gidemesinler diye sınavları Cuma saatine koyan hocaları da gördük. Belki ağabeylerimiz
ablalarımız kadar sancılı süreçler yaşamadık ama biz onlardan önemli bir mirası
teslim aldık. Dava ruhunu miras yoluyla almış gençleriz biz. Onların çektiklerine
çocuk ruhlarıyla şahit olmuş gençler. Onlar gibi Gazali okumaları yapıp
Üstadların rahle-i tedrisatlarından geçemedik belki ama bizler de iyi
çocuklarız aslında. O günleri görmüş ağabeylerimizin önderliğini yaptığı okuma
gruplarına müdahil olmaya çalışıyor, dost sohbet ortamları oluşturmaya
çalışıyoruz belki bir öğrenci evinde belki o çok eleştirilen muhafazakâr
gençliğin takıldığı muhafazakâr kafelerde.
Ağabeylerimizi Cuma’ya göndermeyen hocaların gözleri önünde
kampüslerde mescid açılması için emek harcayan, ‘ölü yıkayıcı’ diye hitap ettikleri
İmam-Hatipli kardeşlerimizin gelip üniversite içerisinde Kur’an okuması
sevincini yüreğinde cihad sevinciyle karşılayan çocuklarız.
Tamam kabul belki ablalarımızın göz nuru örtüye onlar kadar
sahip çıkamadık ‘şal’ dedik attık başımızın üstüne önden görünen saçımıza
aradan görünen boynumuza ve küpemize aldırmadan, belki onların yan yana
yürümekten imtina ettiği ağabeylerle oturduk ‘haram’ı unutarak aynı masalarda ‘memleket’
dedik ‘dava’ dedik. Ama şu yaşımıza kadar öyle oldu isteriz ki tam
şimdi bizim zamanımız dediğimiz önümüzde engellerin kalmadığı bir dönemde yine o ağabey ve ablalarımız bizi eleştirmekten
ziyade yol göstericimiz olsunlar. Bir geçiş döneminin neslisiniz gelin birlikte
bir kimliğe büründürelim sizi desinler .
Hem ne demiş İsmail Kılıçarslan ‘ tamam eleştir gülüm ama
yol göstermekten de çekinme’.
Vesselam..