30 Kasım 2012 Cuma

Bil Bakalım Hangisi?


  Karanlık.. sanki dün gece hiç bitmemiş gün hiç doğmamış gibi. Bundan böyle görünmeyecek gibi semalarda güneş.
  Yağmur... sakin sakin yağıyor. Kimseye zararı dokunmadan döküyor bulutlar içini.
  Her zamanki gibi telaşlı insanlar. Koşuyorlar. Bazen öyle geliyor ki bana hiç durmuyor bu insanlar, hiç biri eremiyor vuslata. Varacakları bir yer yok da yalnızca koşmakla yetiniyorlar.
  Duran tek bir kişi var. Hiç kımıldamadan sanki yüzyıllardır o köşede duruyor. Sahi neden dilendiler hep köşe başlarında dururlar?
  Tabii konsepte uygun olması için üstü başı perişan, belki uzuvlarından biri kullanılamaz halde, şayet kadınsa kucağında uyuyan veyahut ağzı bantlı elinde doktor raporlu bir çocuk... o çocukcağızları da nasıl uyutuyorlarsa onca hengamede uyanmıyorlar. Annem olsa ‘bak elalemin çocukları nasıl uyuyor bizimkiler kapı tıkırtısına uyanırlar’ derdi. Ayrıca maşallah son beş yıldır raporlu onaylı dilencilerimiz de oldu.
  Fakat yağmurlu İstanbul köşesindeki çocuğun ne bir uzvu eksik, ne raporu var elinde ne de ağacın arkasında durup onu gözleyen bir çocuk dilendiricisi.
  İyi de çocuğum kimse yardım etmez ki böyle sana. İyi bir hasılat istiyorsan az evvel saydıklarım şart. Sanırım dilenmesi bitip de akşam olduğunda bu paralarla aldığı ve binip gideceği bir BMW si de yok bu çocuğun.     Belki gerçekten bir ekmek alacak kadar parası olsa durmayacak bu yağmur altında.
  ‘ hanım hanım elin ayağın tutuyor ne dileniyorsun git çalışsana’ da diyemeyeceğimiz kadar küçük elleri var.
   Unutulmuş bir köşesi burası istanbul’un belki kalplerimizin unutulmuş köşesi…
Siyah pardösülü bir adam geçiyor çocuğun yanından. Elini cebine atıp beyaz bir mendil çıkarıyor. Anlaşılan o da fark etmedi küçüğü.
   Tık tık tık tık… esrarengiz amca farkında olmadan açlıktan kurtarıyor çocuğu. Karanlıkta kayboluyor gözde. Belki bir fırına belki başka bir köşe başına.