28 Temmuz 2012 Cumartesi

KARAMAN


Bazen en özel cümleleri kurmak en güzel kelimeleri seçmek istersiniz. Öyle güzel anları birkaç satıra nasıl sığdıracağım diye endişe edersiniz. Şimdiden hakkını veremediğim güzellikler için hak helalliği isterim.
Tarihler hususunda biraz sıkıntı çeker oldum son zamanlarda lakin o günü unutmam pek mümkün olmamış olacak ki dün gibi hatırlıyorum 10 mayıs gününü. Daha doğrusu gecesini. Kurs sonrası elimde valiz Yunus’la düştük yollara. O gelmiyor ama bizi yolcu edecek sağolsun. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin orada toplanacağız. İlk gördüğüm yüz Berat oluyor. Geleceğini biliyordum lakin emin olmak çok daha güzel. Hüseyin geliyor daha sonra. Büşra ve ablası ile tanışıyorum, Şeyma da gelmiş yanında bir arkadaşı ile. Son zamanlarda ismini epeyce sık duyduğum lakin henüz tanışamadığım isim olan Berra ile tanışıyorum otobüste. Hani ilk anda bi sıcaklık denir ya tam da öle işte. Çok sevdiğim kuzeni Zeynep’e bu kadar benzeyebilir bi insan. Ki bunu kendisine de yolculuk boyunca çokça tekrarladım. Berra’nın yanında oturan ve yolculuğumuz boyunca  4müzden biri  olacak olan Dilara ile tanışıyorum daha sonra. Ve tabi diğer üniversitelerden gelen hanımlar.. Beyler otobüsün ön kısmında bizse arka kısımda yolculuk ediyoruz. Beylerden de tanıdık simalar var Berat bey, Çağatay bey ve orada tanıştığım Emre ve Sinan beyler, bizim Hüseyin J ..  sessizlikle başlıyor yolculuğumuz tabi önümüzdeki diğer günler de olacağı gibi Berra ve Ben susmuyor bir süre. Herkes uykuya dalıyor yalnızca Berra uyumuyor hanımlardan. Berat ise nasıl yaptığını hala anlayamadığımız bir şekil ve rahatlıkta koltukta uyuyuveriyor. Öle ki fark edilmiyor bile. Ki aynını bir kez de trende yapacak tam biri olduğu koltuğa oturacakken Hüseyin engelleyecek.
Sabah namazı için Ankara yakınlarında mola veriyoruz. Herkeste bir uyku mahmurluğu. Namazları kılıp birer çay içip devam ediyoruz yolumuza. Ankara Garına gidiyoruz burada Karaman’dan bizi karşılamaya gelen görevli arkadaşlarla tanışıyoruz. Cennet, Sibel, Fatih.. Kahvaltı edelim diye oturuyoruz bir yerde lakin pek bir memnuniyetsiziz hepimizJ çaydan tutun poğaçaya kadar hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Ömer Dinçer’in katılımıyla açılış programı yapılıyor ve Türkçe Treni ile birlikte çıkıyoruz yola. Virabismillah..
Biraz program anlatımına ara verip kişisel görüşlerimden bahsetmek istiyorum. Ankara ve Çanakkale ziyaretlerimden sonra uzun yol ve kalabalık bir ekiple yaptığım ilk programdı benim için. Ve inanın bir çok ilki bir çok özel anı barındırıyor benim için. Çok güzel arkadaşlarımın olmasına, bereketli zaman geçirmeme, sonradan her anını tebessümle hatırlamama vesile olacak bir program oldu. Anlayacağınız ‘özel ‘ bir program oldu benim için..
İlk durağımız Kırıkkale. Garda program hazırlanmış. Çocuklar var alanda. Fotoğraf falan çekip muhabbet ediyoruz onlarla. Hüseyin ‘hangi takımlısınız’ sorusuyla hemen samimi oluyor çocuklarla. Fotoğraflarını çekerken ‘bu abiyi unutmayı ileri de cumhurbaşkanı olacak, sonra dersiniz biz onla fotoğraf çektirmiştik die.’ Gülüşmeler içinde Polis evine yemeğe geçiyor.
Vee yola devam. Trenle en uzun seyahatim 3 saat. Çerkezköy- Sirkeci arası. normal şartlarda en fazla 1 buçuk saat sürecek olan yolu sağolsunlar Almanlar sayesinde 3 saatte gidiyor olmamamız başka bir yazı konusu J Ama ilk kez bu kadar uzun yol gidiyordum. İstanbul ekibi olarak ilk vagonda yolculuk ediyoruz. Derkeen Hüseyin çantasının olmadığını fark ediyor. ‘Sırt çantam yok.’ Her yerini arıyoruz trenin. ‘ maddi olarak önemli değil de manevi değeri büyük .‘ Birkaç hafta önce döndüğü Balkanlardan ailesine aldığı hediyeler varmış çantasında. Galatasaray armalı bir çanta.. ki koyu bir Galatasaray taraftarıdır Hüseyin kardeşim.  Kayseri’de kalacağız bir gece. Hüseyin Kayserili hatta sadece Kayserili değil o bir kayseri milliyetçisi J hepimiz arıyoruz çantasını ama trende yok. Akıl yürütmeye çalışıyoruz. Kırıkkalede indiğimzide yanında mıydı? En son  nerde yanındaydı? Gar’ı arıyor Hüseyin ama yok diyorlar. Birkaç sefer de ben arıyorum ama bulamadıklarını söylüyorlar. Ben Turan Karataş hoca ile sohbet etmek için diğer bir vagona geçtiğimde Hüseyin geliyor ve ‘buldum buldum çantayı buldum gardaymış diyor J Birkaç aç sonra yine bir kayıp çanta vakası yaşayacak olan Hüseyin’in kayıp çantası bizden önce gidiyor Karaman’a.
Kayseri.. ikinci durağımız. Mehter takımıyla karşılanıyoruz. Ellerimizde valizler iniyoruz hepimiz. Bu gece burada kalacağız. İndiğimzi yerde duruyoruz biraz. Önümde birden bire bir şey düşüyor. Biri bayıldı zannedip çığlık atıyorum. Fakat sonra fark ediyorum ki düşen Çağatay Bey’in valiziymiş J Berra gülüyor halime yanımda J Yemekten sonra kalacağımız otele gidiyoruz Hüseyin’in rehberliği eşliğinde. Odalara dağılıyoruz. Özellikle biz bayanların ortak düşüncesi ‘ütü var mi? ‘ neyse ki Beratla bizim odamızın katında ütü odası olduğunu öğreniyoruz da rahatlıyoruz J  Güzel bir kahvaltının ardından Erciyes Üniversitesine gitmek üzere otobüslere geçiyoruz. Fakat birilerine ulaşamadıklarını söylüyorlar. Ellerinde valizleri ile kapıdan gelen Berat bey ve Çağatay beyi gördüğümüzde olay aydınlığa kavuşuyor J  Üniversitedeki programın ardından Berat Dilara Berra ve ben üniversiteyi gezmek istiyoruz. Aslına bakarsanız asıl amacımız mantının memleketi Kayseri’de mantı yiyebileceğimiz bir yer bulmak J önce camiinin yerini belirliyoruz. Sonra Berat beylerle karşılaşıyoruz. Bir küçük not düşeyim Berat hanım ve Berat bey.. ikisi de bizle birlikteydiler. Ve itiraf edeyim ayırt etme hususunda hepimiz biraz zorluk çektik J Tıp kantininde çay içiyoruz ve ‘tıpçıların kendilerini nasıl belli ettikleri ‘üzerine sohbet ediyoruz. Cuma dolayısıyla beyler namaza gidiyorlar. Bizse mantı yiyebileceğimiz bir yer aramaya devam ediyoruz. Velhasıl maalesef Kayseriden mantı yemeden ayrılmak zorunda kalacağız. Artık nasıl içimde kaldıysa J Sibel arıyor : ‘kızlar sizi bekliyoruz neredesiniz? ‘  Bir de bakıyorum ki Ahmet Yusuf. Kayserili kardeşimizde kendi memleketinde karşılaşmak da varmış J  vee  kaldığımız yerden son durağımız olan Karaman’a yolculuğumuza devam ediyoruz.
Tren yolculuğumuzun en eğlenceli kısımlarından biri de Sinan beyin başlattığı münazara bölümüydü. Kıyasıya mücadele, hanımların çoğunluğunun sonucu belirlediği düşünceleri ama eğlenceli dakikalar.. Nurettin bey ve Enes abi de münazara kısmında bizimle birlikteydiler. İsim şehir oynadık bir de. Ee malum özelikle 80 ve 90ların çocuklarının büyük eğlencesi ve ortak kültürüdür isim şehir. ‘edebiyatçıyı yendim isim- şehirde ’ die seviniyor birincimiz Hüseyin.
Vee Karaman’dayız. Fener alayı.. alana kadar hakiki anlamda coşkulu bir kalabalık olarak ilerliyoruz.  Maalesef ki talihsizlikler Hüseyin’i burada da bırakmıyor ve fenerlerden biri başına düşüp bir miktar saçının yanmasına sebep oluyor. Muhtemelen bunların hepsini yazdığım için beni de bir çok talihsizlik bekliyor olacak J gece yarısına kadar sürecek konuşmalar, Enes abinin doğumgünü kutlaması, şiirler, teşekkür konuşmaları..  vee tüm bunarlın bitiminde herkeste büyük bir yorgunluk.
Bu kadar şey anlattım ama programın isminden ve içeriğinden bahsetmedim. Gençliğin Türkçe kurultayı.. bu yıl ki tema : hukuk ve anayasa dili olarak Türkçe.  İçlerinde ben, Hüseyin, o gece tanışacağım Hatice, yasemin, öznur gibi üniversiteli arkadaşlar yarınki Karamanoğlu Mehmet Bey üniversitesindeki programda konuşma yapacağız. Farklı farklı coğrafyalardan geldiğimiz için birlikte çalışabileceğimiz tek zaman dilimi maalesef ki o gece yarısı. Fatih abi onun ofisinde çalışabileceğimizi söylüyor. Geç vakit olduğu ve yorgun olduğumuz için pek gitmeyi istemesem ve sağolsun Çağatay bey gitmemem için yardımcı olsa da kendimi ofiste buluyorum. Çalışmamız bittikten sonra Berra’yı arıyorum ‘ne yaptınız’ die ‘aklın varsa gelme ‘ diyor J anlaşılan alışamamış bizim kızlar KYK yurduna J gittiğimde kızların hepsi uyumuş ve sağolsunlar benim dolabımı yatacağım yeri falan hazırlamışlar. Burdan minnet duygularımı yinelemek istiyorum .  J Bir tek her zamanki gibi Berra uyumuyor. Küçük çaplı bir dedikodu demeyelim de değerlendirmeden sonra biz de uyuyoruz.
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesinde program başlıyor.. ikinci konuşmacıyım.. tamam kabul öle standartların üzerinde bir boya sahip değilim ama kürsüden yalnızca başım görünecek kadar da kısa olduğumu bilmezsim J Diğer arkadaşlar gerçekten güzel konuşmalar yapıyorlar. Özellikle ikinci oturumda konuşma yapan arkadaşların bir çoğu hukuk öğrencisi diye mi bilemeyeceğim ama nitelikli konuşmalar yapıyorlar.  Ama Hüseyin’in konuşması ve sonunda ruhuyla seslendirdiği şiir inanılmaz etkiledi beni ve salondaki herkesi.  Ve Hüseyin ‘ ben çerkezim’le başlayan bir cümle kuruyor. Yalnız yine Pomakları saymadın Hüseyin buradan yineleyeyim J
Kale idi yanlış hatırlamıyorsam yemek yediğimiz yerin ismi. Biz( Berra Berat Dilara ve ben J )biraz Karaman’da vakit geçirmek istiyoruz. Tabi şimdi söyleyeceklerim biraz bizi deşifre etmiş gibi olacak ama .. J aslında bir yolunu bulup yurda gitmek sonra da çarşıda dolaşmak istiyorduk bunu kime nasıl söyleriz derken Berat’ı polen çarptı J kendini kötü hissedince biz de Berat’ı alıp yurda gitti. Tamam kabul bizim için iyi bir bahane oldu kaçmak için J Yalnız bunun karşılığı mıdır bilemiyorum ama tam 3 saat bekledik yurdun bahçesinde ‘5 dk ya ordayız’ diyen ve bir türlü gelemeyen beyleri J
Yolculuğun başından beri herkeste aynı cümle : ‘biz maçı izleriz yalnız o saatte bir program olmasın.’ Fenerbahçe- Galatasaray şampiyonluk maçı. Kale’nin bahçesine kurulan sinevizyonda izliyoruz Kadıköydeki maçı.  UEFA ve Süper Kupa maçlarından sonra izlediğim en heyecanlı maçtı desem yanlış olmaz sanırım J Tamam bir itirafta daha bulunayım ikinci yarının başıydı ‘hiç dolaşamadık’ deyip biraz çarşıaya gittiğimiz doğru ama kötü bir niyetimiz yoktu birkaç parça hediye almaktı tamamen maksadımız J Döndüğümüzde kıyasıya mücadele devam ediyordu. Vee Kadıköyde Şampiyonluğumuzu ilanımız ile sonuçlandı.
Artık veda vakti.. Geridönüş yolculuğumuza başladık. Açıkçası dönüş yolunun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdiğim için anlatacak pek bir şeyim yok maalesef J hatırladıklarımın arasında Berra’nın  belli aralıklarla beni uyandırması var J neyse ki kızmıyorum ona bunun için J vee tüm gece uyumayıp namazı bekleyen Berra vaktin girmesine yarım saat kala uyumuş ve nasıl bir panikle bizi uyandırdı bunun tarifi yok J
Sabah saatlerinde İstanbul’dayız. Güzel anlar anılar hatıralar bıraktık geride. Fakat güzel dostluklar, arkadaşlıklar getirdik yanımızda.. Farklı faklı coğrafyalardan güzel dostluklar.. aslında hani denir ya anlatılmaz yaşanır ben o anları yalnızca anlatmayıp yaşadığım için çok mutluyum..  o programda bizle birlikte olan tüm herkese bolca selam.. 

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Ramazan–ı Şerif'i Teneffüs Etmek


Anlam ve önem belirtsin istedim yazım...
Öyle havada kalmasın, neden bahsedildiğini, ne vakit kaleme alındığını tarihine bakmadan anlasın insanlar istedim..
Ramazan; on bir ayın Sultanı Ramazan...
Bereket ayı, kardeşlik ve yardımlaşma ayı Ramazan...
Eğer yüzde 90'ı Müslüman bir ülkede yaşıyorsanız; ister Müslüman olun ister gayri Müslim, daha günler öncesinden hissedersiniz Ramazan'ın gelişini. öyle takvimsel değerlerle değil, ruhani değerlerle hissettirir Ramazan kendini.
Annelerin mutfak hazırlığından anlarsınız. Stoklar yapılmaya başlanır; turşular, kurulur, günler öncesinden... Tatlılar yapılıp haşlanıp afiyetle iftarlarda yenmek üzere muhafaza edilir mutfağın bir köşesinde. Pratik börekler yapmak için yufkalar açılıp kurutulurlar. Mutfakların eksikleri tespit edilip alışverişlere gidilir.

Marketlerin "Ramazan Paketleri"nden anlarsınız; birbirleriyle yarışırlar, içinde çay, makarna, çorba vs. olan paketleri hazırlayıp insanlara sunmakta. Ya da farklı bir uygulama olarak "kendi paketini kendin yap" kampanyaları.
Televizyondaki reklamlardan anlarsınız. Maalesef ki daha çok gayri Müslimlerin ürünlerinin reklamlarını görürsünüz. En önce onlar reklam yapmaya başlarlar Ramazan ayında. Özlerinde büyük düşmanlık besledikleri Müslümanlara nasıl da şirin görünüyorlar Ramazan ayında. İçeceklerin yanında hediye ettikleri renkli tabak ve kavanozlar için belki affedebiliriz Müslüman kardeşlerimize yaptıklarını.
Soluduğunuz havadan hissedersiniz Ramazan'ın gelişini. Huzur kokar Ramazan; mutluluk, saadet kokar. Buram buram kardeşlik kokar, tüm maneviyatıyla İslam kokar...
Minareler arasında ışıldayan mahyalarla selamlar Ramazan sizi; "Ey Müslümanlar! Ben geldim"der.
Aylardır görmediğiniz komşu, akraba, dost, arkadaş herkesi bir sofranın etrafında aynı heyecanla bekleşirken gördüğünüzde anlarsınız Ramazan'ın geldiğini.
Aslında on iki ay olması gerektiği gibi ise Müslümanın hali; o zaman anlarsınız. Müslüman orucunu tutuyor, namazlarını kaçırmıyor, orucu sadece midesine değil tüm uzuvlarına tutturuyor, teravihe gidiyorsa; gelmiştir o şehre Ramazan.

Küçük çocuklar alışsınlar diye sahur yemeklerine dahil ediliyor, öğlen ezanına kadar oruç tutturup"biz onları bütünleteceğiz" denilip oruca alıştırılıyor, akşam olunca anne babaları onları ellerinden tutup camilere teravihlere götürüyorsa Ramazan oradadır.
Sabır ayıdır Ramazan; anlama, bir diğer deyimle "empati kurma"nın yoludur. Terbiyedir, nefsini terbiye etmedir. Şükür ayıdır Ramazan; uhuvvetin semalarda dolaşmasıdır. İslam'ın yaşandığı en güzel aydır. Şeytanın vesvesesinin hükmünün kalmamasıdır. Hayırlı işlere gebedir Ramazan.
Yirmi dokuz günlük kısa ama ehemmiyetli bir sınavdır. Sınavı geçenler için bayram vardır sonunda.
Dediğim gibi "sınavı geçenler için"dir bayram. Ramazan'ın gelişine sevinmeyenlerin bayramı Ramazan Bayramı değil "şeker bayramı"dır. Ramazanı benimsemeyenin, hakkını vermeyenin, boynunu bükenin hakkı değildir bayram.
 Mevla hakkını verenlerden eyleyip Bayrama kavuştursun inşallah bizleri...selam ve dua ile...

8 Temmuz 2012 Pazar

susa-bilmeli, kimi kez susmayı bilmeli..!


   Sebepsiz yere isyanlarımız var.. bakmadan sağa sola dümdüz gidiyoruz ölüme.. virajlarımız yok artık. Ne yolda gördüğümüz yaralı kediye acıyoruz ne de 5 yaşındaki küçük şehit kızı gördüğümüzde sızlıyor o kendi bile varlığını unutmuş vicdanımız..
   Ahlanıp vahlanma hatun, sevmem öle lafları bilirsin. Sen bile ümitsizlik kokan cümleler kuruyorsun ya.. bu kağıda bile sindi ya ümitsizliğin kokusu..
   Kimdin sen? Düşünmüyorsun dimi artık.. neydi başının tacı ve neyi almak istiyorsun ayaklarının altına? Ne zaman değişti bu ikisinin yeri?..
   Yazık mıydı sana yoksa yazıklar mı olmalıydı?..
   Susar mı oldun zulme sen de onlar gibi? Keraat vakti uyuyup aklını yitirenlerden mi oldun? Avazın çıkmıyor artık. Hissetmiyorsun bile acıyı. Ah kardeşlerinin kanı toprağa karışırken görmezden duymazdan hissetmezden geliyorsun artık.
   Korkuyor musun?? Bilmem ölümden belki.  Kendi küçük kıyametinden.  Hazır mısın? Hangi birinin hesabını verebileceksin ki? Kendin görmeye hazır mısın yaptıklarını?
   Sıkışsın kalbin. Huzurun kaçsın. Ve tabi uykularında. Yeterince uyumadı mı bedenin ve ruhun?
   Yabancılık.. yakın mısın kendine? Kimdi yabancı olan?
   Huzuru bir martı kanadına yükle. İstanbul semalarında salınsın. Galatakulesi’ni  tavaf edip Üsküdar sahillerini mesken tutsun kendine. Senin onu hak edeceğin günü beklesin boğazın derinliklerinde. Kendini kilitlere vursun kızkulesi’nde.
   Elmalar düşsün eskisi gibi. İkimize ayrı ayrı elmaya gerek yok biri yetsin ömrümüze…

6 Temmuz 2012 Cuma

Merak Ediyorum!!!


   Neyi ispatlamaya çalışıyorlar merak konusu bendenizde.. niye böyle yapıyorlar, onları buna iten nedir ciddi düşünme sebebi.. başlarını örtüp daracık pantolonlar, kısacık ve hat belli eden gömlekler giyip ayaklarından topuklu ayakkabıyı eksik etmeyen ve kendini bunlara rağmen “tesettürlü” zanneden saygı değer hanım kardeşlerimden bahsediyorum..
   Farklı olmak mı amaçları yoksa gerçekten doğru işler yaptıklarını mı düşünüyorlar bilemiyorum.. bi “ben diğer kapalılar gibi değilim ben çağdaşım ( sanki diğerleri aynı çağda yaşamıyor), modernim beni de aranıza alın” havasındalar.. niye aslında kendisinin hiç yeri olmadığı halde kendilerini ait olmadıkları yerlere dahil etmeye çalışıyorlar?
   Asıl olmak istedikleri hangisi? Bu kızlar peki başlarını niye örtüyorlar? Acaba böle mi olmak daha iyi yoksa başını kapatmamaları mı?
   Benimsememiz gereken maalesef bir gerçek var. Başına örtüsünü bağlayan her bayan diğer örtülü bayanların sorumluluğunu alır omuzlarına. Çünkü ne hikmetse başı örtülü olmayan biri hatalı bir iş yaptığında bu kendi kişiliği ile ilgili bulunur ve sadece kendisi eleştiriye tabi tutulur. Lakin hele bir başörtülü bayan bir iş yapsın, bakın da görün o zaman..”bunların hepsi böyle” diye başlanılır cümleye. “asıl BUNLARdan korkacaksın” diye devam edilir acımasız eleştirilere. Anlayacağınız eğer biri o mukaddes örtüyü örttüyse başına artık sadece kendine değil tüm örtülü kadınlara karşı sorumludur.
   Sormak istediğim ve merak ettiğim tek şu : Nûr’u El-Â’raf’ı kabul edip el-Ahzâb’ı inkar mi ederler… ??