8 Temmuz 2012 Pazar

susa-bilmeli, kimi kez susmayı bilmeli..!


   Sebepsiz yere isyanlarımız var.. bakmadan sağa sola dümdüz gidiyoruz ölüme.. virajlarımız yok artık. Ne yolda gördüğümüz yaralı kediye acıyoruz ne de 5 yaşındaki küçük şehit kızı gördüğümüzde sızlıyor o kendi bile varlığını unutmuş vicdanımız..
   Ahlanıp vahlanma hatun, sevmem öle lafları bilirsin. Sen bile ümitsizlik kokan cümleler kuruyorsun ya.. bu kağıda bile sindi ya ümitsizliğin kokusu..
   Kimdin sen? Düşünmüyorsun dimi artık.. neydi başının tacı ve neyi almak istiyorsun ayaklarının altına? Ne zaman değişti bu ikisinin yeri?..
   Yazık mıydı sana yoksa yazıklar mı olmalıydı?..
   Susar mı oldun zulme sen de onlar gibi? Keraat vakti uyuyup aklını yitirenlerden mi oldun? Avazın çıkmıyor artık. Hissetmiyorsun bile acıyı. Ah kardeşlerinin kanı toprağa karışırken görmezden duymazdan hissetmezden geliyorsun artık.
   Korkuyor musun?? Bilmem ölümden belki.  Kendi küçük kıyametinden.  Hazır mısın? Hangi birinin hesabını verebileceksin ki? Kendin görmeye hazır mısın yaptıklarını?
   Sıkışsın kalbin. Huzurun kaçsın. Ve tabi uykularında. Yeterince uyumadı mı bedenin ve ruhun?
   Yabancılık.. yakın mısın kendine? Kimdi yabancı olan?
   Huzuru bir martı kanadına yükle. İstanbul semalarında salınsın. Galatakulesi’ni  tavaf edip Üsküdar sahillerini mesken tutsun kendine. Senin onu hak edeceğin günü beklesin boğazın derinliklerinde. Kendini kilitlere vursun kızkulesi’nde.
   Elmalar düşsün eskisi gibi. İkimize ayrı ayrı elmaya gerek yok biri yetsin ömrümüze…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder