Sebepsiz yere isyanlarımız var.. bakmadan sağa sola dümdüz
gidiyoruz ölüme.. virajlarımız yok artık. Ne yolda gördüğümüz yaralı kediye
acıyoruz ne de 5 yaşındaki küçük şehit kızı gördüğümüzde sızlıyor o kendi bile
varlığını unutmuş vicdanımız..
Ahlanıp vahlanma hatun, sevmem öle lafları bilirsin. Sen bile
ümitsizlik kokan cümleler kuruyorsun ya.. bu kağıda bile sindi ya ümitsizliğin
kokusu..
Kimdin sen? Düşünmüyorsun dimi artık.. neydi başının tacı ve
neyi almak istiyorsun ayaklarının altına? Ne zaman değişti bu ikisinin yeri?..
Yazık mıydı sana yoksa yazıklar mı olmalıydı?..
Susar mı oldun zulme sen de onlar gibi? Keraat vakti uyuyup
aklını yitirenlerden mi oldun? Avazın çıkmıyor artık. Hissetmiyorsun bile
acıyı. Ah kardeşlerinin kanı toprağa karışırken görmezden duymazdan
hissetmezden geliyorsun artık.
Korkuyor musun?? Bilmem ölümden belki. Kendi küçük kıyametinden. Hazır mısın? Hangi birinin hesabını
verebileceksin ki? Kendin görmeye hazır mısın yaptıklarını?
Sıkışsın kalbin. Huzurun kaçsın. Ve tabi uykularında. Yeterince
uyumadı mı bedenin ve ruhun?
Yabancılık.. yakın mısın kendine? Kimdi yabancı olan?
Huzuru bir martı kanadına yükle. İstanbul semalarında
salınsın. Galatakulesi’ni tavaf edip Üsküdar
sahillerini mesken tutsun kendine. Senin onu hak edeceğin günü beklesin boğazın
derinliklerinde. Kendini kilitlere vursun kızkulesi’nde.
Elmalar düşsün eskisi gibi. İkimize ayrı ayrı elmaya gerek
yok biri yetsin ömrümüze…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder