Epey düşünmüşümdür bu konuda ama bir türlü çıkamadım işin
içinden. Kadın- erkek meselesi her açıdan çok uzun yıllardır tartışılır
konuşulur. Ben inancıma göre de kendi karakterim doğrultusunda da ‘kadın-erkek
eşit değildir ama erkek adaletli olmak zorundadır’ düsturunu benimsedim.
Muhtemelen tepki almayacak bu cümlem lakin çok okunan bir
köşe yazarı olsam muhtemelen eşitliği savunan hanımlar tarafından ciddi
eleştirilere maruz kalırdım.
Aslında ben genelden ziyade biraz daha özel bir tabanda ele
almak ve hissettiklerimi yazmak istiyorum. Biz başörtülü ve mutaasip genç
hanımlar ile İslamcı beyler arasındaki bir husus.. kendi ailemdeki ve çevremdeki beylerde
neredeyse durum aynı. Şimdi biz olarak bahsettiğim hanımlar onlar dediğim ise
çizeceğim çerçevenin içerisinde yer edilen saygıdeğer beyler.
Bu beyler genelde pek korumacı olurlar. Özellikle bize
karşı. Aman oraya gitmeyin, aman burada oturmayın, ne işiniz var sizin öle
yerlerde, niye onla konuştun… gibi gibi benzer bir çok cümle sarf edilir
bizlere karşı. Lakin bir bakıyoruz ki efendim bize ne işiniz var öle karışık
ortamlarda diyen ağabeyler kendileri hiçbir vicdani azap duymadan oralarda
oturabiliyorlar. Efendim orası sizin için uygun bir ortam değil deyip kendileri
oralardan çıkmıyorlar. Bahsettiklerim az çok yine eril- dişillikle ilgili. Pardon
ama benim orada oturmam günah ise senin de günah. Benim karşımdaki erkekle
konuşurken dikkat etmem gerekenlere sen de bir hanım ile konuşurken dikkat
etmek zorundasın. Şayet bizleri uyarırken gerçek niyetiniz helal haram bağlamında
ise.
Nasıl ki bizlere ‘kendinize yakışır gibi’ oturup kalkın,
lafınızı ona göre söyleyin diyorsanız bizler de aynı hassasiyeti sizlerden
görmeyi bekliyoruz.
Bir birey (burada bayan-erkek ayırt etmeden söylüyorum) yer,
zaman, koşul hiçbir şey ayırt etmeden inandığı gibi yaşamalı. Bulunduğu yere
göre düşünceleri değişen insanlar zannediyorum ki zaten ne düşündüklerinden bihaberdirler.
Herhangi bir çıkar uğruna inandıklarını gizlemek olabildiğince samimiyetsiz ve
karaktersizce geliyor bana. Sanırım bu hususta da farklarımız var beylerle.
Bizler zaten büyük çoğunluğumuz ( en azından benim bizden kastettiğim biz)
kıyafetlerimizle belli ediyoruz inancımızı, yaşama bakışımızı. Lakin saygıdeğer
beylerde tabi böyle bir husus yok. Beni üzen yanı kimi yerde, nasıl
yaşadıklarını bildiklerim bu hususta hiç renk vermemeleri. Ben inancın yalnızca
secdeye oturulduğunda, iftar sofrasında ya da camiide yaşanan bir değer
olduğuna inanmıyorum. İnancı yaşamı olmalı kişinin. Her an her yerde o
doğrultuda yaşamalı.
Daha önce buna benzer bir hususta yazdığımda ‘siz dediğiniz
gibi mi yaşıyorsunuz ?’ gibi bir tepki ile karşılaşmıştım. Şimdiden bunla
ilgili de küçük bir detay düşelim. Yazmak, olmasını düşünmek, öle olması
gerektiğine inanmak ‘ben böyleyim’ den gelmez.
Meramımı ne derece anlatabildiğim bilemiyorum hakkına girmek
de değil niyetim kimsenin. Yalnızca beni huzursuz eden birkaç noktaya değinmek
istedim. Yukarıda çizdiğim profilin dışında olan saygı değer beyler sizleri tenzih
ediyorum. Selametle..