12 Haziran 2012 Salı

Âh Eyledim Âh!


Ah nerede o eski aşklar... Hep klişe ve içi boş bir laf sanırdım bunu. Nereden bilecektim ki o "ah"ların içlerinin bu denli dolu olduklarını.
Bilemiyor insan işte...
Görmediği tanımadığı şeylere özenmesini de bilmiyor, anlamasını da...
Ne zaman ki bakıyor o ah'lar boşuna çekilmemiş gökyüzüne o vakit tamam diyor gerçekten "nerede o eski aşklar..."Pervane ile Şems'in, Süheyl ve Nevbahar'ın hikayelerini bilmeden öğrenmiş olmazsınız aşkın anlamını. Tanımını yapamaz, yüreğinizdekinin aşk olduğuna kanaat getiremezsiniz.
Aşkın ilk mertebesi aşık ile maşukun karşılaşmalarıdır. Ama bu karşılaşma illa ki bedenî olmak zorunda değildir. Onlar belki de sadece rüyalarında karşılaşır ve aşık olurlar birbirlerine. Rüyalarında ya da bir göl yüzeyinde gördükleri surete aşık olurlar ve belki ömürlerini bu suretin sahibini arayarak ona ulaşma aşkıyla yanarak tamamlarlar.
Bu evrenin sonunda artık "aşk" olmuş, aşık yanmaya başlamıştır.
Mübtelâ olalı dil zülfüne şâhım,
Ezelî Gayra kılmadı heves, gözlemedi her güzeli
– Ey sevgili! Senin saçına müptela olalı, başka hiçbir güzele heves etmedi ve hiçbir güzeli gözlemedi (gönlüm).
Artık aşığın gözü maşuktan başkasını görmez. Deli divâne olur bazen çöllere vurur kendini mecnun gibi, bazen dağı delmeyi göze alır Ferhat gibi.

Âşık artık sevgilinin sokağını mesken tutmuştur. Hatta onu görebilmek uğruna mahalledeki köpeklerle bile ahbaplık kurabileceğini söyler. Bir sefer sevgilinin yüzünü görebilmek için günler gecelerce kapısının önünde bekler.
Eşigün yadsa nuram her gece ta subha degin
Sen lebi goncede bir zerre mahabbet sezeli
- Senin o gonca dudağında bir muhabbet (bir aşk kırıntısı) sezdim sezeli, sabaha kadar senin eşiğine uzanmış duruyorum.
Sevgilinin dudağı zerre kadar küçüktür ve açmamış goncaya benzer. Aşık hele sevgilinin dudağında bir aşk kırıntısı görsün bu onun için en büyük umut en güzel hediyedir; ve bundan sonra aşık maşukun kapısından ayrılmaz. Aşık zerredir, sevgili ise güneştir. Güneş, yani sevgili olmazsa zerre aşık görünmez. İkisinin varlığı birbiriyle bağlantılıdır.
Aşık bundan sonra sevgiliye şiirler yazmaya derdini anlatmaya başlar. Ama ya sevgilinin adını andığında aklı başından gider ne yazdığını bilemez ya da sevgiliyi başkalarından kıskandığı için adını söylemez şiirde.
Nameye namın yazarken gitdi aklum ah kim
Ne'ce yazdım ruk'a-i medhu senasın bilmedüm
- Senin adını yazarken aklım başımdan gitti. Seni nasıl övdüğümü bilemedim.
Arz-ı halüm ol sehe Yarab nese vasıl olur
Nameden namın sakındum yazmadum unvan ana
- İçinde bulunduğum durum sultana nasıl ulaşır, mektuptan adını sakındım unvanını mektuba yazmadım...
Aşık artık pervane olmuş mumun aşkıyla yanmakta ama yine de aşığın etrafında dolanmaktan vazgeçememektedir. Göğsüne elifler çekmekte "ah"ları gökyüzüne ulaşmakta, artık kendi adını bile hatırlamamakta fakat sevgili gücenir diye bundan asla şikâyet etmemekte. Sevgiliden gelecek olan cefayı bile ödül olarak görmektedir.
Leyla'ya sorarlar "senin mi sevgin daha kıymetli mecnunun mu?" Leyla "benim ki" der, "mecnun aşkı dile düşürdü."
Önemli olan içinde mi yaşamak aşkı yoksa dillere destan şiirler yazmak mı güçlü kılar aşkı?
Aslında bu aşıkların aşklarını güçlü ve önemli kılan kavuşamamış olmaları mıdır? Şayet ki kavuşsalar bu kadar çok severler bu derece aşkla yanarlar mı? Onların istedikleri sevgiliye kavuşmak mı yoksa sevgiliye kavuşma yolunda can vermek mi?
Hoş olmayacak belki bu kadar kuvvetli duygulardan çıkmak, kurtulmak ama bir kıyas edelim bugünkü aşklarla.
"Metrodan inip otobüse biniyoruz gidip gelirken kulağımızda elektronik müzikler, kış ortasında çileğin tadına bakabiliyoruz, internetten çabucak âşık olup ardından magazin programlarını seyrediyoruz, bir dergiden kadın-erkek tavlama yöntemlerini çarçabuk okuyup sevgilimize uygulamaya kalkıyoruz, peki biz nereden geldik nereye gidiyoruz?" Ne de güzel özetlemiş  Oğuzhan Akay...
Bir tarafta maşukun adını anmaktan çekinecek kadar ona aşık biri, bir tarafta aşkın anlamını bile bilmeyen biri...
Dedik ya; belki de bu kadar derin bir muhabbetin varlığından haberimiz olmadığı için rahatsız etmiyor bizi bugün olup bitenler. Az biraz görünce hemen çıkıveriyor ağzımızdan o cümle "ah! Nerede o eski aşklar..."
Beni hecr ateşine yaktunuz ah eyledük ah
Şol güzel gözlerüni gözüme karşı süzeli
- Şu güzel gözlerini gözüme karşı süzdün süzeli, beni ayrılık ateşine yaktın ah eyledim ah!
Özendiğimiz ve özenilecek kadar güzel sevgiler yaşamak ümidiyle...
                                                                                          

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder